Genel Kurul konuşması · TEMEL KANUN TEKLİFLERİ
Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Ali Fazıl Kasap(YENİ YOL)28 Temmuz 2026116. Birleşim
Konuşma metni
CHP GRUBU ADINA ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Maalesef yine alışılageldik bir AK PARTİ manevrasıyla bugün gündemdeyiz. Bir torba yasa daha geldi, içeriğinde çok daha farklı şeyler olması gerekiyordu ama göremedik. Bu kanun teklifine ilk imza sahibi olarak Sayın Sadettin Hülagü Milletvekilimiz imza atmış. Kendisinin bu konulara vâkıf olması gerekiyordu; üniversitede öğretim üyeliği var, rektörlüğü var, yöneticiliği var. Ayrıca, baktım, imza sahiplerinin içinde birçok tıp hekimi arkadaşımız var, akademisyen var ama bir tıp mensubu olarak hayal kırıklığına uğrattınız bizi. Vakıf üniversitelerinin işleyişini bilmemeniz mümkün değil ki grupta da bir hayli arkadaşımız var, demin de bahsettim. Bu kanun teklifinin içeriğine bakıldığında maalesef saraydaki mutfak kokuyor içerik olarak. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, yönetim sistemi için demiştiniz ki: "Bu kanun tekliflerini milletvekilleri hazırlayacak." Maalesef öyle bir emare yok. TBMM daha hızlı çalışacaktı; TBMM daha işlevsel, daha fonksiyonel olacaktı, daha verimli olacaktı; maalesef yok. Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi devredilmiştir değerli arkadaşlar, irademize sahip çıkmamız gerekiyor, maalesef bu kanun teklifinde onu göremiyoruz. Bakın, dışarıda, öğretmen arkadaşlar, özel sektör öğretmenleri haklarını aramak için şu anda çaba içindeler ama siz oralı değilsiniz; TBMM'nin görevidir, çözümü var ama bu torba yasada yok.
Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye'de YÖK'le -Yükseköğretim Kuruluyla- ilgili bir kanun teklifi görüşülüyor ama 7 milyon ev genci var ve şu anda AK PARTİ Grubunda 4-5 kişi var.
Değerli arkadaşlar, üniversite kontenjanlarını azaltıp kaliteyi artırmak gerekirken bizim maalesef üniversite kontenjanlarımız çok çok fazla. Şöyle söyleyeyim: Üniversite öğrencisi sayısı Türkiye'de 8,5 milyon, aynı nüfusa sahip olan Almanya'da üniversite öğrencisi sayısı 1,4 milyon; arada 7 milyon var ve bu 7 milyon ev genci, işsiz üniversite mezunu arkadaşımız, çocuğumuz, gencimiz maalesef daha da artacak, yıl yıl artacak. Yirmi beş yıllık plansızlığın sonucunda bugüne geldik. Ara kademe eleman yetiştirilemediği için maalesef ara sektörler, sanayi sektörü şu anda mağdur durumda, eleman bulamıyorlar.
Bakın, yapılan çalışmalar şunu gösteriyor ki on yıl boyunca eğitim fakülteleri, hukuk fakülteleri, fen edebiyat fakülteleri, mühendislik fakülteleri -1 milyona yakın mühendisimiz boşta- eczacılık fakülteleri; işletme, iktisat, maliye, kamu yönetimi bölümleri gerçekten mezun vermese ihtiyaç olmayacak. Hepsi işsiz. Neden? Sizin plansız çalışmalarınızdan dolayı.
Bakın, burada, üniversitelerimizin kalitesinin ne düzeyde bulunduğunu... Yani yüz kızartıcı bir durumdur; dünyadaki bilimsel yayın performansında ilk 500'de Türkiye'den bir tek üniversite yok, ilk 500'de yok; en iyi olan Hacettepe, o da 666'ncı sırada; ilk 500'de yok. Bu, gelinen durum, YÖK'le ilgili gelinen durum.
Şimdi, bu kanun teklifinin 1'inci maddesinde o kadar absürt bir şey var ki, o kadar ilginç bir şey. Bakın, dünyanın her yerinde Tıp Fakültesinden mezun olan hekimler ve Diş Hekimliğinden mezun olanlar meslektaştır, artık öğrenci değildir o aşamadan sonra. Yabancı asistanlara siz diyorsunuz ki: "17.905 lirayla hayatınızı idame ettirin." Ne oluyor? Sizin denetimsiz hastanelerinizde, Sağlık Bakanlığının denetleyemediği hastanelerde bu 17.905 lira maaş vermiş olduğunuz yabancı asistanlar, yabancı öğrenciler hastanelerde -maalesef bunu söylemek zorundayım ama- korsan nöbet tutuyor ya. Gidin, hastanelerde... Yakalandı ya, işte, İstanbul'daki hastanelerde, yoğun bakım ünitelerinde, Ankara'daki hastanelerde, gece nöbetine gidenlerde, bakın, yabancı öğrenciler nöbet tutuyor; çoğuna şahit olursunuz. Peki, siz ne diyorsunuz? Anayasa’nın ilgili 10'uncu maddesini ihlal ediyorsunuz. Ben şöyle söyleyeyim -araştırdık o konuda- tüm asistanlar Avrupa Birliği ülkelerinde; Fransa'da, Almanya'da, İngiltere'de ve ABD'de yabancı da olsa, yerli de olsa aynı statüye tabiler, tüm asistanlar. Ve bu asistanların almış olduğu maaşları söyleyeyim size: Almanya'da bir asistan hekim -yerli veya yabancı ayrımı yapmaksızın- 5.500 euro ila 7.500 euro brüt maaş alıyor, yabancılar da dâhil. İngiltere'de de aynı şekilde tıp mensubu asistan hekimler, asistan doktorlar 40 bin ila 70 bin euro arasında yıllık maaş alıyorlar, nöbet ücretleriyle bu maaşı daha da artırabiliyorlar. Bizde nasıl? 17.905 lira. Bir yanlış daha yapıyorsunuz: Türkiye'de, yabancı uyruklu öğrenciler Yurt Dışından Öğrenci Kabul Sınavı'na girip bizim öğrencilerimizin, Türk vatandaşlarının almış olduğu puanın yarısıyla; aynı şekilde, Türk vatandaşı olmayan kişilerin girmiş oldukları Tıpta Uzmanlık Sınavı'yla da çok düşük puanlarla ihtisaslara yerleşebiliyorlar ve kalite düşük. Bunların bir kısmı da daha sonra -siz de biliyorsunuz- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyorlar, denklikleri kabul ediliyor vesaire. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyorlar ve sizden daha düşük vasıfta bilgi birikimine sahip olan o yabancı uyruklu arkadaşlarımız hekim olarak çalışıyor; siz de şahitsiniz, İstanbul'da bir sürü vaka çıktı, biliyorsunuz. Bunlara sebep olmak yerine, siz, tüm ülke vatandaşlarımız ile yabancı vatandaşların aynı statüde, aynı koşullarda bu üniversitelere, tıp fakültelerine ve diğer üniversitelere girmesini sağlayabilseydiniz kalite yükselebilirdi ama sizin derdiniz kaliteyi yükseltmek değil.
Türkiye'de vakıf üniversitelerinde yaptığınız faciaların neresinden başlayayım? Şöyle söyleyeyim: 17 tane vakıf üniversitesinin Türkiye'de açılmasına sebep oldunuz, açtınız; hastanesi var mı? Yok. Hastane için bir yerle anlaştı, o hastaneleri geçici olarak kullandı, sözleşme üzerine hastaneyi kullanıyorlar. Peki, bu vakıf üniversitelerinin tıp fakülteleri bugün itibarıyla, 2026-2027 yılında kayıt ücreti olarak ne kadar alıyorlar? 1 milyon ila 3,5 milyon TL yıllık öğrenim ücreti alıyorlar öğrencilerden; 3,5 milyon TL. Öğrencinin yıllık bazda harcayacağı eğitim giderleri ve barınma vesaire giderleriyle neredeyse 4-5 milyon, altı yılda 30 milyon yapıyor; vallahi amorti etmez. Peki, o almış olduğu 2, 3, 4 milyonluk eğitimin karşısında vakıf üniversiteleri öğrencilerine yeterli eğitimi verebiliyorlar mı? Yeterli denetiminiz var mı? Hayır, yok. Neden yok, onu söyleyeyim: Vakıf üniversitelerinde Tıp Fakültesi öğrencisi asla hastaya serum takamaz, iğne yapamaz; hastayı her gelen hekim arkadaş -yani onlar da bir hekimdir öğrenci dahi olsa- muayene edemez çünkü o hastalar sizin nazlı hastalarınız, nedenini de birazdan izah edeceğim. Peki, siz vakıf üniversitelerindeki bu 2 milyon, 3 milyon eğitim ücreti veren öğrencilerin haklarını koruyabiliyor musunuz? Koruyamıyorsunuz, korumazsınız çünkü sebebini söyleyeceğim: Kamu hastanelerinde ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ihtisas yapan arkadaşlar, Tıp Fakültesi öğrencileri kamu hastanelerinde, üniversitelerde bir asgari ücret maaş alıyor -son sınıf öğrencileri- biliyorsunuz hepiniz ama vakıf üniversitelerinde neden bu maaşı almıyorlar? Son sınıf öğrencileri hastanenin bütün yükünü çeken arkadaşlardır, internler; peki, internlere yemek bile verilmediğini biliyor musunuz? Değerli AK PARTİ milletvekilleri, biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz çünkü vakıf hastanelerini, vakıf üniversitesi hastanelerini denetleyemezsiniz; birazdan onun sebebine de geleceğim. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ismi de Ankara'nın ismiyle müsemma hastane başta olmak üzere vakıf hastaneleri var, vakıf üniversitesi hastaneleri var. Asistanlar ne kadar maaş alıyorlar bu vakıf hastanelerinde? Asistan maaşını ben size söyleyeyim, bugün öğrendiğim bedel; 80 bin lira maaş alıyorlar. Peki, kamuda olsalardı ne kadar alacaklardı veya sağlık bilimleri üniversitelerinde olsalardı? 120-150 bin bandında alacaklardı. Neden 80 bin lira maaşla aç karnına köle gibi çalıştırılan asistanların haklarını korumuyorsunuz? Özlük hakları yok. Biliyorsunuz, vakıf üniversitelerinin hastanelerinde hekimler altı gün çalışır; kamuda beş gün, vakıf hastanelerinde altı gün; buna bir şey diyor musunuz? Hayır. Bu birinci kanun teklifindeki asistan hekimlerin çalıştıkları ortamda yabancı/yerli diye ayrım yapılması... Maaş ve özlük haklarında kamudaki ve Sağlık Bakanlığına ait hastanelerdeki haklar neyse maaş, döner sermaye, performans gelirlerinin aynen onlara da tanınması insanlık gereğidir. Tüm dünyanın yaptığının tersine, sizin, Anayasa'yı da çiğneyerek bunu yapmanız bence doğru değildir, yapılan yanlıştır. Şimdi, vakıf hastanelerinin üzerinden çıkmayacağız değerli arkadaşlar.
Şimdi, vakıf üniversitesine ait, vakıflara ait tıp fakültelerine bir hak tanıdınız 2020 yılında, biraz pandemi de girmişti, onlara bazı imtiyazlar tanıdınız. 200 yataklı, YÖK'ün, Sağlık Bakanlığının şartlarını taşıyan hastane açma zorunluluğu vardı, bunu ertelediniz; sonra üç yıl bir daha ertelediniz ama bu hastaneyi açmayan vakıf üniversiteleri -hastanesi olmayan- öğrenci aldılar; birkaç milyon lira yıllık öğretim bedeliyle öğrenci aldılar, hasta aldılar, asistan aldılar ama hastaneleri yoktu, istenilen vasıfları da taşımıyordu. Peki, bu hastanelere bir otuz ay daha süre verdiniz; bakın, toplamda bu otuz aylık süreyle, bu kanunla getirilen otuz aylık süreyle, on yılda bir vakıf üniversitesi hastanesinin istenilen niteliklere kavuşamayacağını siz de biliyorsunuz. On yıl zaman tanıyorsunuz, on yıl vasıfsız hastanelerle Türkiye'de sağlık hizmeti sunuyorsunuz, Türkiye'de eğitim hizmeti sunuyorsunuz. Türkiye bedevi ülkesi gibi bir yer değil ya. Kanun, nizam her zaman istediğiniz gibi... Bakın, bu kanun teklifini sizin verdiğinizi zannetmiyorum. On yıl nitelikleri taşımayan bir hastaneye nasıl ruhsat veriyorsunuz, nasıl çalışmasına izin veriyorsunuz? Pandemi geçti, mücbir sebep geçti, her şey geçti, on yıl ve devam ediyorsunuz.
Peki, vakıf üniversitelerini isterseniz biraz daha açalım, biraz daha derinleştirelim. Denetim var mı? Denetim yok. Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Buraya bir kilometre, iki kilometre ilerideki hastanelere bakın, vakıf üniversitesi hastanelerine bakın, normalde SGK'nin tanımış olduğu yüzde 200'den daha fazla zam yapılamazken onlarca kat bedelle, SGK'nin tanıdığı limiti geçerek hastaları soyuyorlar diyeceğim, soyuyorlar. Çalışma Bakanlığı nerede? Denetimi var mı? Yok. YÖK'ün denetimi var mı? Yok. Sağlık Bakanlığının denetimi var mı? Yok. Siz diyorsunuz ki: "Altıncı yıldan sonra biz bunları denetleyeceğiz." Yok, böyle bir uygulama yok.
Peki, yine vakıf üniversitelerinin üzerinden devam edelim. Karın tokluğuna çalıştırdığınız asistanlar, yemek vermediğiniz tıp fakültesi öğrencileri... Ajitasyon yapmıyorum, olanı söylüyorum. Bir bakan çıkıyor, eğer o bakan olmasaydı o zaman bu kanunlar çıkmazdı. Türkiye'nin en büyük sağlık kompleksi İstanbul'da nasıl yapıldıysa Ankara'da, Ankara'nın göbeğinde, Millî Kurtuluş Savaşı'nın karargâhı olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının garını verdiniz ya, garı verdiniz! Bakın, dünyanın her yerinde şehirlerin bir karakteri vardır, karakter sembol alanları vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına ait olan Ankara Tren Garı'nda siz özellikleri taşımamasına rağmen diş hekimliği hastanesi açtınız. Yüzünüz neden kızarmıyor? Ya, orası Kurtuluş Savaşı'nın karargâhı, orada direksiyon binası var. Siz bunu -vakfın adını söylememe gerek yok, biliyorsunuz- bir bakan olmasaydı bu prosedürleri delebilir miydi ya? Bu prosedürleri delebilir miydi? Bu şehrin ana karakter meydanına, karakter binalarına el koydunuz, gasbettiniz. Peki, Atatürk Orman Çiftliği'nde nasıl imar alabildiniz, imarı deldiniz? Bakan olmasaydı olabilir miydi? Kendisi kabinenin bir bakanıydı, bakan yönetim kurulu başkanıydı. Aynı hani Turizm Bakanı var ya, aynı Ticaret Bakanı var ya, o yapılanlarla farkı yok ki bunun. Yani vakıftan dolayı yüzünüzün kızarması gerekiyor. Gerçekten bu tip tarihi sembolik binalar -bakın, buraya tekrar geleceğim- tüm dünyada korunur, birilerine peşkeş çekilmez ama siz peşkeş çektiniz. Şimdi, vakfın üzerinde çok durdum ama bu yüz kızartıcı duruma karşı siz gülüyorsunuz; gülebilirsiniz, dünya sizin, sıkıntı yok.
Şimdi, intihal yayınlarla, tez yazdırmayla, kendi asistanına tez yazdırmayan öğretim üyesi var mı şu anda; geçmişe yönelik bir şey yapılacak mı? Öncesinde bu 10-20 puan, yabancı dil puanı alıp da sonra, bir sene sonra nasılsa 80-90 yabancı dil puanı alanlarla ilgili şaibeli durumları nasıl örtbas ettiğinizi tüm kamuoyu biliyor. Yirmi beş senedir ÖSS'de düşük puanla, TUS'ta düşük puanla alınan yabancıları düzeltmenizi... Yabancı öğrencilerin de Türkiye'deki Türk vatandaşlarının almış olduğu aynı puanlarla, eş değer puanlarla girmesini sağlamayı neden beceremediniz veya neden istemediniz? Çok vasıfsız yabancı öğrencileri tıp fakültelerine getirmeyi, Türkiye'deki diğer üniversitelere getirmeyi siz neden dolayı kabul ettiniz, ben onu anlayamıyorum. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bu vasıfsızlığın giderilmesi gerekiyor. Bakın, vakıf üniversitelerindeki son sınıf internlere de kamudaki ve devlet üniversitelerindeki aynı hakları bir kanun teklifiyle getirmemiz gerekiyordu, yapmadınız. İnternlerin ve asistanların -yabancılar da dâhil- aynı hakları kazanması gerekiyor.
İntihal yayınlarla ilgili çok geç kalınmış bir teklif. Bir sağlık bakan yardımcısının -burada mı bilmiyorum- şaibeli yayınları zaten dillere destan oldu; şaibeli tezi, öyle söyleyeyim.
Yan dal uzmanlarına ek ödeme tavanlarının düzenlenmesi... Bakın, on yıl sonra ya, bu kadar geç mi intikal ediyorsunuz, on yıl sonra mı aklınıza geliyor? Yan dal uzmanlarını ve öğretim üyelerini diğerleri gibi eş değer tutmak on sene sonra mı aklınıza geliyor? Yani geç kaldı ama bir şey demeyeceğim.
Şimdi, vakıf üniversitelerindeki o kadar mevzuata aykırı uygulama varken, idari yaptırım, ödemeler yetersiz; geç kalınmış ama gerekli, inşallah daha ciddi düzenlemeler tekrar yapma şansımız olur Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında.
Tekrar söyleyeceğim, orası önemli; vakıf üniversitelerindeki öğrenci ve asistanların, hekimlerin mağduriyetlerini gidereceksiniz, gidermemiz gerekiyor. Siz hastaları da düşünmüyorsunuz, sizin tek düşündüğünüz vakıf üniversitesi patronları, gerçekten de o.
Bu transfer ofisi... Patent vesaire alamayanlar, mali güçlük çekenlerden dolayı bence önemli teknoloji transfer ofisi.
Şimdi, Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarına Cumhurbaşkanlığı kararıyla yurt dışında yerleşke, akademik birim vesaire açılması, amenna, açalım da Türkiye'de ilk 500'e giren bir tane üniversitemiz olsun, ondan sonra yurt dışına açalım. Somali'deki "City" gibi, vesaire gibi açalım. Türkiye, Türkiye'den ibaret değildir, amenna, kabul ediyorum ama Türkiye'deki kalitesizliği gidermemiz gerekiyor. Üçüncü dünya ülkelerinde üniversite kurmak... 500'ün üzerine bir çıkalım da ondan sonra bence yapalım.
Bir de şu Maraş'taki üniversiteyi falan bölüyorsunuz ya, değerli arkadaşlar, milletvekilliğinin üç dönemini tamamlayan bazı milletvekili arkadaşları; hani, Sağlık Bilimleri Üniversitesinde üniversiteyi ikiye bölüp onları rektör falan yapıyorsunuz ya, bunun için böyle şeyler yapmanıza gerek yok. Biraz daha açık davranmanız gerekiyor.
Şimdi, bir anekdotla kapatmak istiyorum. Daha önce Komisyonda da belki bahsetmiş olabilirim de... Henry Kissinger danışmanından bir şey talep ediyor, diyor ki: "Bana bir Orta Doğu raporu hazırlayabilir misin?" Kissinger'ın danışmanı bir hafta sonra bir rapor hazırlıyor ve Kissinger'ın masasına koyuyor. "Efendim, bu." diyor. Kissinger okuyup bir gün sonra tekrar üzerine bir post-it yapıştırıyor, diyor ki: "Hazırlayabileceğin en iyi rapor bu mu?" Danışman alıp gidiyor, bir hafta sonra tekrar geliyor. Tekrar bir post-it yapıştırıyor Kissinger bir gün sonra. Üçüncü hafta danışman yine bir dosya getiriyor. Henry Kissinger üçüncü gün üzerine bir post-it yapıştırıyor: "Hazırlayabileceğin en iyi rapor bu mu?" Sonunda danışman çıldırıyor, diyor ki: "Efendim, hazırlayabileceğim en iyi rapor bu." Yani Kissinger'in verdiği cevap çok güzeldir, diyor ki: "Madem en iyi rapor bu, o zaman okuyayım." Hazırlayabileceğiniz en iyi kanun teklifi bu mu?
Teşekkürler.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Kaynak: www.tbmm.gov.tr · 14 Ekim 2026 tarihinde alındı · Genel Kurul konuşmaları listesi
Kaynak: www.tbmm.gov.tr · 14 Ekim 2026 tarihinde alındı · Konuşma metni